PARETO PRENSİBİ BAĞLAMINDA ÖĞRETMEN ÖNLÜĞÜ NEREDE DURUYOR « Kamudan Ajans

SON DAKİKA

PARETO PRENSİBİ BAĞLAMINDA ÖĞRETMEN ÖNLÜĞÜ NEREDE DURUYOR


Yeni bir eğitim-öğretim yılına daha adım atıyoruz. Üçüncü yılına giren “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” gibi iddialı bir söylemin gölgesinde açılan bu yeni dönem, sadece takvimsel bir başlangıç değil; milletimizin geleceğini ve medeniyet iddiasını yeniden tartacağı stratejik bir eşiktir. Ancak büyük ideallerin hayata geçirilmesindeki en büyük tuzak; “ehem ile mühim” yani hayati derecede önemli olan ile tali meselelerin birbiriyle karıştırılması, enerjinin şekilci tartışmalarla heba edilmesidir.

 

​İbn-i Sina’nın “Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör değildir” sözü, bugün maarif sistemimizin tam merkezine oturmaktadır. İş dünyasının öncü kurumlarından bir yöneticinin belirttiği gibi: “Bir yapının en temel 3 sorununu çözerseniz niteliği %80 değiştirirsiniz; listenin sonundaki tali işlerle uğraşırsanız devasa mesaiye rağmen etki %5’te kalır.”

 

​Bugün tam da bu noktadayız. Sahanın yakıcı gerçekleri dururken kamuoyunu haftalarca “öğretmen önlüğü” tartışmasıyla meşgul etmek, Pareto prensibini de ehem-mühim hiyerarşisini de tamamen ıskalamaktır.

Öğretmenine bir vizyon sunamayan, onun temsil ettiği duruşu kavratamayan bir anlayış yerine tekstil odaklı şekilci düzenlemelerle başarıya ulaşmamız  imkânsızdır.

 

Tam da bu gerekçeyle sendikal sorumluluğumuz gereği yetkililerin önüne halının altına süpürülen ve acil müdahale bekleyen esas meseleleri koymayı bir borç biliyoruz:

 

​Zihniyet Dönüşümü Yerine Şekilcilik : Sınırı zorlayan yozlaşmayı,  artık Avrupa’da dahi yasal düzenleme getirilen teşhircilik ile özgürlük arasındaki çizginin netleşmesini sağlayacak, öğrenciye rol model olacak öğretmenliğin vakarına denk düşen bir bakış açısı ile bakıldığında var olan olumsuzlukları   sadece  önlük tedbiri ile çözemeyiz.  Sorun kumaşta değil; ahlaki, estetik ve zihinsel dönüşümdedir. Bize düşen, zorlayıcı kalıplar biçmek değil, mesleki ciddiyeti koruyan vizyoner bir çerçeve sunmaktır.

 

​Temizlik ve Güvenlikte “Mış Gibi” Çözümler: Okulların en temel fiziki ihtiyacı olan hijyen ve güvenliği, kadrolu ve nitelikli personeller yerine başka bakanlıklar eliyle ve geçici tedbirlerle yürütmeye çalışmak günü kurtarmaktan başka bir şey değildir.

 

​”Diplomalı İşsizlik” ve Becerisiz Nesiller: İstatistiklerle sanal mutluluk üreten zorunlu eğitim modeli, fiilen “zorla eğitime” dönüşmüştür. Her köşe başına açılan fakülteler ve kontrolsüz nicelik artışı; mesleksiz, çivi çakmayı bilmeyen diplomalı işsizler ordusu yaratmıştır. Sanayi ve üretim sektörü “aranan eleman” bulamazken, gençlik mülakat ve sınav cenderesinde heba edilmektedir.

 

​Bilgi Hamallığı ve Etik Yoksunluğu:

Dünden bize miras kalan  eğitim sistemimiz gençleri zihni yüklerle dolduran birer “bilgi hamalı” haline getirirken; adab-ı muaşeretten ve meslek etiğinden yoksun  bırakmaktadır. “Helal 3 liranın, haram 3.000 liradan kıymetli olduğunu” öğretemeyen bir sistemin yetiştirdiği diplomat, mühendis veya doktor topluma yük olmaktan öteye geçemez.

 

​Adanmış Öğretmen ve Hakkaniyet İktizası: Nurettin Topçu’nun ifadesiyle “Mektep tüccar dükkânı, öğretmen de tüccar değildir; okul ruhların işlendiği bir atölyedir.” Ancak, öğretmenine insanca yaşayabileceği bir ekonomik standardı ve toplumsal saygınlığı çok görerek; ondan sürekli “manevi fedakârlık ve adanmışlık” beklenmesi hakkaniyetle bağdaşır mı?

 

​Tabela Üniversiteleri ve İrtifa Kaybı:

“Her şehre bir üniversite” politikası niceliği artırmış fakat niteliği yerle bir etmiştir. Tabela üniversitesinden öteye geçemeyen bu yapılar, bulundukları şehre entelektüel ve sınai bir katkı sunamadığı gibi, yükseköğretimin niteliğini de eritmiştir.

 

​Son Söz:

​”Eğitimde ve kültürde  arzu ettiğimiz başarıyı yakalayamadık” özeliştirisi, enerjimizi tali meselelere harcadığımız sürece kuru bir yakınma olarak kalmaya devam edecektir. Türkiye Maarif Modeli’nin ortaya koyduğu vizyonu; tekstil düzenlemeleriyle değil, öğretmenin itibarını ve yaşam kalitesini artırarak, 12 Eylül yönetmeliğini tarihin çöp sepetine atarak, medeniyet değerlerimiz ile barışık, reel durumu doğru okuyan, ortalama memnuniyet üretecek bir yönetmelik değişikliği artık kaçınılmaz hale gelmiştir.

 

Çare;

​günü kurtaran pansuman tedbirlerde değil esasa odaklanan uzun soluklu adımlar almaktadır.

Atama, Bağ-Kur’lu, bağkur, başvuru, borçlanma, ÇALIŞAN, Cumhurbaşkanlığı, dairesi, Danıştay, disiplin cezaları, Döviz, EĞİTİM, emekli, emekli sandığı, emeklilik, enflasyon, Esastan İptal Kararı, flaş, flaşhaber, Güncel, gundem, İçişleri Bakanı, işçi, işveren, izin, kamu, Kamudan, koşullar, KPSS, maaş, MEB, mebhaber, memur, memur haber, memur haberleri, mevzuat, Milli Eğitim Bakanlığı, Milli Savunma, ödeme, Ödemeler, Öğretmen, okul müdürleri, okullar, Otomobil, Ötv, para, para iadesi, politika, prim iadesi, Resmi Gazete, sağlık, Sağlık Bakanlığı, Sayıştay, SGK, son dakika, sorgulama, Sosyal Güvenlik Kurumu, sosyal güvenlik merkezi, ssk, Şube Müdürlüğü, taşeron, Ticaret Bakanlığı, toplu, toplu para, Twitter, yargıtay, yerleştirme sonuçları, yüz yüze eğitim, zam haberleri