Aliler Divanı’nın Yıldırım’sız seçime gitmek için süreci Ankara yerine, Rize’den başlatması; bir zamanlar bu kadim topraklarda adaletsizlikleriyle hafızalara kazınan Gezici İstiklal Mahkemelerinin uygulamalarını akıllara getirmiştir.
Kurucu üyesi hakkında yaptığı 8 suç duyurusundan, açtığı 4 tazminat davasından ve yürütülen idari soruşturmalardan arzuladığı sonucu alamayan Ali Yalçın yeniden aynı yönteme sarılmıştır. Hukuk önünde elde edemediği neticeyi, bu kez sendika koridorlarında ve disiplin mekanizmaları üzerinden almaya çalışmaktadır. Özlük ve özgürlük mücadelesi verdiğini iddia edenler, seçimlere aylar kala kurucu üyesini ikinci kez turnikelere sıkıştırarak sendikaya girişini engellemeye çalışmaktadır.
05.06.2026 tarihinde Cuma namazından döndüğümde masamın üzerinde dikkat çekici bir zarf gördüm. Zarf Rize’den postaya verilmişti; ancak gönderen kısmında sendikamızın Ankara Genel Merkezi adresi yer alıyordu. Bir an için genel merkezin Rize’ye taşındığını düşündüm. Elbette böyle bir gelişmeyi duymuş olurduk.
Zarfı açtığımda Murat Mengen imzasını taşıyan bir disiplin soruşturması yazısıyla karşılaştım. Ancak yazıda kurumsal bir evrakta bulunması gereken en temel unsurlar yoktu. Sendika anteti yoktu, konu bölümü yoktu, sayı numarası yoktu. Kurumsal ciddiyet iddiasındaki bir yapının böylesine özensiz bir yazıyla işlem tesis etmeye çalışması başlı başına ibretliktir.
Yaptığım araştırmada Murat Mengen kardeşimizin o günlerde Rize’de babasını ziyaret ettiğini öğrendim. Kıymetli babasına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Fakat anlaşılan odur ki genel merkez yönetimi, kurumsal teamüllere uygun hareket etmek yerine, ailesinin yanında bulunan bir arkadaşımıza alelacele bir yazı hazırlatıp postaya vermeyi tercih etmiştir.
Bu telaşın sebebi açıktır. Bazıları seçimlere Yıldırım’sız girmenin hesabını yapmaktadır. Bu aceleciliğin, bu özensizliğin ve bu panik hâlinin başka bir izahı yoktur.
Unutulmamalıdır ki insanların hesabı varsa Allah’ın da hesabı vardır. Biz bugüne kadar Hakk’a güvendik, hakikatin yanında durduk ve yolumuza inançla devam ettik. Bundan sonra da aynı kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz. Gazzeli kardeşlerimizin dilinden düşürmediği o teslimiyetle söylüyoruz: “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir.”
Merhum Mehmet Akif İnan bu sendikayı kurarken farklı fikirleri tehdit değil zenginlik olarak görüyordu. İnsanların ötekileştirilmediği, istişarenin esas alındığı bir teşkilat hayal etmişti. Ne yazık ki bugün istişarenin yerini dayatma, hoşgörünün yerini korku, hür iradenin yerini ise baskı almıştır. Bir avuç koltuk sevdalısı, kurucu ruhu algı operasyonlarıyla perdelemeye çalışmaktadır.
Sendika içi disiplin soruşturmasında ileri sürülen iddiaların tamamı daha önce Ali Yalçın tarafından defalarca yargıya taşınmış, bağımsız Türk yargısı gerekli değerlendirmeyi yapmış ve kararını vermiştir. Buna rağmen savcılık kararlarını yeterli görmeyenlerin, hukukçu olmayan kişilerden oluşan disiplin kurulları eliyle aynı konuları yeniden yargılamaya kalkışması ciddi bir hukuk garabetidir.
Son dönemde yaşananlar, bir zamanlar bu topraklarda adaletsizlikleriyle hafızalara kazınan İstiklal Mahkemelerini hatırlatmaktadır. O mahkemelerde karar önce verilir, savunma sonra dinlenirdi. Bugün sendika içerisinde işletilmek istenen anlayış da maalesef aynı zihniyetin izlerini taşımaktadır. Rize’den gönderilen bu yazı, sonucu önceden belirlenmiş bir sürecin ilk işaret fişeğidir. Amaç adalet aramak değil, seçim öncesi Yıldırım’sız bir zemin oluşturmaktır.
Herkese açık Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yer alan bilgileri dile getirmek suç değildir. Asıl sorgulanması gereken; makamın gücünü kullanarak kendisine ve yakın çevresine menfaat sağlayan anlayıştır.
Kamuoyu şunu çok iyi bilmelidir ki bu kez hesaplar mahkeme koridorlarında değil, genel kurul salonlarında bozulacaktır. Üyelikten çıkarma girişimleri, Mehmet Akif İnan’ın emanetine sahip çıkan sağduyulu delegelerin vicdanında karşılık bulmayacaktır.
Çünkü bizim mücadelemiz makam mücadelesi değil, koltuk savaşı hiç değildir. Bu mücadele, ahlakın, erdemin ve adaletin mücadelesidir.
Bu mücadele; sendikamızı yeniden kurucu değerleriyle buluşturma, emekçinin hakkını korkusuzca savunma, hiçbir üyeyi ötekileştirmeyen, istişareyi esas alan ve adaleti merkeze koyan bir sendikal anlayışı yeniden hâkim kılma mücadelesidir.
Ve bu mücadele, Allah’ın izniyle mutlaka kazanacaktır.
Yazar: Yıldırım Demirci