Hayatın olağan akışını etkileme potansiyeline sahip, geniş kitleleri ilgilendiren kararlarda simülasyon çalışmak, her zaman hata payını minimize eder. Atacağınız adımın sahada nasıl bir karşılık bulacağını önceden tartmak bizi hatalar zincirinden korur. Yapılan bir işlemin muhasebesini, eleştirel bir kritiğini yapmak ve süreç bittikten sonra sahadan gelen geri dönüşleri samimiyetle dinlemek ise kurumsal olgunluğun bir gereğidir.
Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanlığı, 4 ve 8 yıllık görev süresini tamamlayarak yeniden atamaya başvuracak okul yöneticileri için yapılan tüm uyarılara, eğitimin en dinamik paydaşları olan sendikalardan gelen yapıcı çağrılara kulak tıkadı. “İlla ki yüz yüze eğitim” ısrarından vaz geçilmedi; “hiç değilse çevrimiçi veya hibrit olsun” teklifleri de ne yazık ki karşılık bulmadı.
Geride bıraktığımız hafta sonu, tam anlamıyla bir kaosa sahne oldu. İki günümüz, halihazırda yönetici olan ve bu anlamsız dayatmaya maruz bırakılan arkadaşlarımızın haklı serzenişlerini dinlemekle geçti.
İstanbul’un bir ucu olan Çatalca’dan kalkıp, hafta sonu trafiğinde Fatih’e gelmek zorunda bırakılan okul müdürlerinin, müdür yardımcılarının ahı, sanırım vicdan ehli herkesi fazlasıyla rahatsız etmiştir. Buna bir de son dakika tebliğ edilen görevler yüzünden hazırlıksız yakalanan eğitim görevlilerinin durumunu eklerseniz, vahametin boyutu çok daha net anlaşılacaktır.
Burada açık ve net bir şerh düşelim: Hiçbirimiz yeniden atamaya başvuran yöneticilerin eğitime alınmasına, mesleki gelişime karşı değiliz. Elbette hepimizin, her unvanda eğitimcinin kendini yenilemeye, çağı yakalamaya ihtiyacı vardır. Bizim karşı olduğumuz; bayram tatilini dahi dikkate almayan, yöneticilerin de birer insan olduğunu unutan, onların da dinlenmeye, aile ziyaretine, sılayıi rahim yapmaya hakkı olduğunu görmezden gelen anlayıştır.
Bize şimdi bürokrasi koridorlarından şu savunma yapılacaktır: “İyi ama 2026 Yönetici Atama Yönetmeliği’ne göre bu eğitim, atama işlemlerinden önce tamamlanması gereken yasal bir ön şart.”
Biz de diyoruz ki; evet, mevzuat ortada ve bu eğitime dair yasal bir “gerek şart” var. Ancak devlet aklı, mevzuatın soğuk duvarları arasında sıkışıp sahayı felç etmek için değil, çözümler üretmek için vardır. Madem yönetmelik gereği bu eğitimin atama takviminden önce yapılması bir zorunluluk, o halde bu gerek şartı çevrimiçi (online) eğitimle pekala yerine getirebiliriz. Böylece hem mevzuatın arkasından dolanmamış, yasal şartı takvime uygun şekilde tamamlamış oluruz hem de sahayı bu anlamsız kaostan kurtarırız.
Zararın neresinden dönülürse kârdır.
Bakanlığa ve yetkililere açık çağrımızdır: Hafta sonu yaşananları, sahadaki pratik aksaklıkları masaya yatırarak acil bir durum tespiti yapın. Eğer derdimiz bağcıyı dövmek değil de gerçekten üzüm yemekse, eğitim vermenin kırk türlü pratik yolu vardır.
Gelin, atama öncesindeki o yasal “gerek şartı” profesyonelce hazırlanmış çevrimiçi derslerle asgari düzeyde tamamlayalım. Esaslı, nitelikli ve derinlemesine olan o yüz yüze eğitimi ise zamana yayalım. Tüm yöneticilerin yer değişiklikleri yapıldıktan, herkes yeni görev yerine başlayıp düzenini kurduktan sonra, sürece yayılmış gerçek bir hizmet içi eğitim mantığıyla bu yöneticilerimizi ciddi bir yüz yüze eğitimden geçirelim.
Bir sürecin “nasıl yönetilemeyeceğinin” en berrak örneğine şahit olduğumuz bu hafta sonundan ders çıkararak böyle yeni bir yol bulmak, yeni bir yol açmak zor değildir.
Yeter ki niyetimiz sahayı yormak değil, eğitime değer katmak olsun.
Yeter ki maksat üzüm yemek olsun…