Eğitim sendikacılığı, her şeyden önce bir sorumluluk, bir ahlak ve bir duruş meselesidir. Biz daha önce de defaatle çağrıda bulunduk. “Gelin şu propaganda sendikacılığını, ideolojik bagajları bir kenara bırakın ve sadece eğitim çalışanlarının gerçek sorunlarını konuşalım” dedik. Ama nafile; görüyoruz ki huylu huyundan vazgeçmiyor. Malum çevrelerde o meşhur “15 Mayıs sendromu” yine nüksetti. Kendilerinin yettkili olduğu dönemde eğitim çalışanının hanesine tek bir kazanım yazdıramayanların, içine düştükleri çaresizliği Eğitim Bir-Sen ve Memur-Sen’e çamur atarak gizlemeye çalışmaları artık beyhude bir çabadır.
Eğitim çalışanları bu bayatlamış numaralara tok. Biz, sağımızdaki ve solumuzdaki yapıların düştüğü o sığ polemik tuzaklarına asla düşmeyeceğiz. Bizim rotamız, rüzgâra göre yön değiştirenlerin değil, emeği kutsal bilenlerin yoludur. Kendi başarısızlıklarını sendikamıza saldırarak örtbas etmek isteyenlere sormak lazım:
Eğitim çalışanının ekmeğini büyütmek, emeğini değerli kılmak için bugüne kadar hangi somut öneriyi getirdiniz, hangi yaraya merhem oldunuz?
Slogandan başka ne ürettiniz? Bizim derdimiz bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek; yani eğitimcinin alın terinin hakkını almaktır.
Bilinmelidir ki, eğitim çalışanlarının sorunları bütçe koridorlarındaki rakamsal hesaplara veya ideolojik kavgaların gürültüsüne kurban edilemeyecek kadar hayatidir. Biz masada çözümün, sahada mücadelenin ve kazanımın adresiyiz. Geçmişin gölgesinde kalıp bugünümüze engel olmaya çalışanların değil, geleceği inşa edenlerin yanındayız. Eğitim Bir-Sen olarak, emeğin sömürülmesine, hakların görmezden gelinmesine ve eğitimcinin itibarının zedelenmesine asla müsaade etmeyeceğiz. Bizim yolumuz; boş sloganlar ve kirli polemikler değil, sonuç alan, çözüm üreten ve eğitimcinin yüzünü güldüren erdemli sendikacılık yoludur.