Bir sınav salonunu düşünün… Saatlerce süren bir sessizlik, yüksek bir stres ortamı ve o ortamı yöneten, saniyeleri takip eden, salonun düzeninden ve güvenliğinden sorumlu gözetmen öğretmenler. Girişte öğrencilere dağıtılan o küçük su, şeker ya da bisküvi paketleri…
Şimdi birileri çıkıp her zamanki sığ bakış açısıyla sorabilir: “Bir öğretmenin bir şeker alacak parası mı yok?” Mesele ne para meselesidir, ne de bir paket yiyeceğe muhtaç olmak. Mesele, tamamen insani bir duygu olan nefis ve paylaşılan o mekandaki gönül bağıdır.
İnsan canlısıdır; canı çekebilir, o an şekeri düşebilir, saatlerce ayakta durmanın verdiği yorgunlukla gözü o küçük ikrama kayabilir. Öğrencisine anne, baba, abla, ağabey şefkatiyle yaklaşan, onun heyecanını yatıştırmaya çalışan öğretmenin, aynı salonda tamamen “yok” sayılması, sistemin insani yönünün eksik kaldığının bir göstergesidir.
Bir sınıfta, bir salonda eğer bir ikram dağıtılıyorsa, orada bulunan ve o süreci omuzlayan öğretmenleri bunun dışında tutmak, farkında olmadan bir dışlanmışlık hissi yaratır. Oysa oradaki rehberlere de aynı ikramın uzatılması;
Bir bütçeyi sarsmaz,
Devlete ya da kurumlara yük olmaz,
Ama öğretmene “Sen de buradasın, emeğin farkında ve değerlisin” mesajını verir.
Gönül ister ki, sadece öğrencilerin değil, o sınavın gizli kahramanları olan salon görevlilerinin de canı, nefsi ve emeği unutulmasın. Çünkü nezaket ve empati, her şeyden önce aynı havayı soluyan insanların birbirini fark etmesiyle başlar.
İbrahim Halil Azger
Anadolu Eğitim Sendikası Şanlıurfa İl Temsilcisi
Anadolu Eğitim Sendikası Teşkilatlanma Başkan Yardımcısı