Eğitim kurumları, doğası gereği liyakatin, saygının ve hukukun en üst düzeyde korunması gereken alanlardır. Ancak son dönemlerde, yönetim gücünün kötüye kullanılması yoluyla öğretmenlerin maruz kaldığı psikolojik taciz (mobbing) vakalarında ciddi bir artış görülmektedir. Mobbing; bir çalışanı iş yaşamından dışlamak, pasifize etmek, yıpratmak ve kendi isteğiyle ayrılmasını sağlamak amacıyla sistematik olarak uygulanan her türlü kötü muamele, tehdit, aşağılama ve dışlama davranışıdır.
Aşağıda somutlaşan iki güncel örnek, bir eğitim kurumunda mobbingin ve kişilik hakları ihlalinin ne denli tehlikeli boyutlara ulaşabileceğini açıkça gözler önüne sermektedir:
1. Özel Hayatın Gizliliğini İhlal ve Damgalama
Bir kadın öğretmenin tamamen anayasal ve medeni hakları çerçevesinde gerçekleşen boşanma sürecinin, bir soruşturma dosyasına dahil edilmesi ve bunun üzerinden “sorunlu” vurgusu yapılması açık bir hukuk katliamıdır.
Hukuki Boyut: Anayasa’nın 20. maddesi “Özel Hayatın Gizliliğini” güvence altına alır. Bir memurun evlilik birliğini sonlandırmış olması, mesleki yeterliliği veya ahlaki tutumu hakkında bir karalama aracı olarak kullanılamaz.
Mobbing Niteliği: Kişinin özel hayatını iş hayatına malzeme ederek onu “kusurlu/sorunlu” göstermeye çalışmak, kişinin itibarını sarsmayı hedefleyen net bir psikolojik şiddettir.
2. Sendikal Hakların Engellenmesi ve Hedef Gösterme
Öğretmenlerin yasal hakları dahilinde sendika değiştirmesi üzerine, yönetim veya belirli odaklarca “Sıkıntılı bir tip olmasa sendika değiştirmezdi” şeklinde ifadeler kullanılması, hem sendikal özgürlüğe bir saldırı hem de açık bir hedef göstermedir.
Hukuki Boyut: Sendika seçme, değiştirme veya bir sendikadan istifa etme hakkı, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu ile koruma altındadır. Kimse sendikal tercihlerinden dolayı kınanamaz, suçlanamaz veya ayrımcılığa tabi tutulamaz.
Mobbing Niteliği: Çalışanı asılsız yakıştırmalarla “uyumsuz” veya “sıkıntılı” olarak yaftalamak, iş barışını bozmak ve kişiyi iş yerinde yalnızlaştırmak amacıyla yapılan sistematik bir yıldırma politikasıdır.
Sonuç Olarak; Bir öğretmenin özel hayatındaki medeni durumu ya da yasal sendikal tercihleri, onun mesleki başarısının veya karakterinin sorgulanma gerekçesi olamaz. Bu ve benzeri söylemler, idari bir tasarruf veya eleştiri değil; Türk Ceza Kanunu kapsamında “Görevi Kötüye Kullanma”, “Özel Hayatın Gizliliğini İhlal” ve Yargıtay içtihatlarınca tescilli “Mobbing” suçunun ta kendisidir. Eğitimde barışı ve adaleti savunmak, bu tür mobbing mekanizmalarına karşı sessiz kalmamayı gerektirir.