Toplumda bir garip alışkanlık var:
Zamanla her şey kutsallaştırılıyor. Kurumlar, kişiler, yapılar… Bir noktadan sonra artık tartışılmıyor, sorgulanmıyor, eleştirilmiyor. Çünkü kutsal olanın hatası olmaz; olsa bile konuşulmaz.
Ne yazık ki bu alışkanlık, memur sendikalarının bir kısmında da fazlasıyla kendini gösteriyor.
Sendikalar, varlık sebebi gereği eleştiriye açık olmak zorundadır. Hak arayan, itiraz eden, gerektiğinde masaya yumruğunu vuran yapılardır. Ancak bugün bazı sendikalar, hak mücadelesi vermek yerine kendilerini bir “dava” anlatısının içine yerleştirerek dokunulmazlık zırhı kuşanıyor.
Bir dava açıldığında ya da eleştiri yükseldiğinde, mesele şu soruyla ele alınmıyor:
“Burada bir yanlış var mı?”
Onun yerine şu cümleler dolaşıma sokuluyor:
“Bize saldırıyorlar çünkü güçlüyüz.”
“Demek ki doğru yoldayız.”
Oysa dava görmek, her zaman haklı olmak anlamına gelmez. Bazen sadece hesap verilmesi gereken bir yanlışın varlığını gösterir.
Ayrılamamak Bir Erdem mi?
Asıl sorun ise burada başlıyor.
Sendika kutsallaştıkça, üyeler için ayrılmak neredeyse “ayıp”, istifa etmek ise “ihanet” olarak görülüyor.
“Ne olursa olsun içeride kalmak gerekir.”
“Başka sendikaya geçmek duruşsuzluktur.”
Bu, sadakat değil; bağımlılıktır.
Oysa sendikal özgürlük; üye olmak kadar, istifa edebilme ve tercih değiştirebilme hakkını da içerir. Bu hakkın fiilen bastırıldığı yerde sendika güçlenmez, körleşir.
İstifa Etmemenin Kısa Vadeli Bedeli
Kısa vadede memur ne kaybeder?
•Yanlışları görür ama dile getiremez.
•Hak ihlallerini konuşmak yerine “zamanı değil” der.
•Sendikayı sorgulamak yerine kendini sorgular.
Bu noktada sendika, memuru koruyan bir yapı olmaktan çıkar; memurun korumak zorunda hissettiği bir yapıya dönüşür.
Uzun Vadede Kaybedilen Çok Daha Fazla Şey Var
Asıl tehlike uzun vadede ortaya çıkar.
Hak arama kültürü zayıflar.
Toplu sözleşmeler sıradanlaşır.
Sendikalar rekabet etmek yerine konfor alanına yerleşir.
Memur, kendi gücünün farkına varamaz.
En acısı da şudur:
Memur, kendi adına konuşamaz ama başkalarının adına alkış tutar hâle gelir.
Sarı Sendikalardan Ayrılmak Kayıp Değil Kazançtır
Hak aramayan, iktidarla uyumlu kalmayı önceleyen, sorunları normalleştiren sarı sendikalardan istifa etmek, memur için bir kayıp değildir. Aksine, bu bir kazanımdır.
Çünkü:
•Hak talep etmeyen sendika, memurun değil, düzenin konforunu gözetir.
•Sessiz kalan sendika, sorunu çözmez; üzerini örter.
•Güçlü görünen ama itiraz etmeyen yapı, masada gerçek bir ağırlık oluşturamaz.
Bu sendikalardan ayrılmak, yalnızlaşmak değil; özgürleşmektir.
Algıdan Kurtulmak Memurun Lehinedir
Üyelerin “kutsal sendika” algısından kurtulması; sendikal demokrasinin yeniden nefes alması demektir. Sorgulayan, karşılaştıran, gerektiğinde ayrılabilen memur; sadece kendi hakkını değil, bütün kamu çalışanlarının geleceğini korur.
Sendikalar üyeleri sayesinde güçlüdür; üyeler sendikalar sayesinde değil.
Son Söz
Hiçbir sendika kutsal değildir.
Ayrılamamak bir erdem değildir.
İstifa etmemek sadakat değil, çoğu zaman sessiz bir hak kaybıdır.
Memurun gerçek gücü; sloganlarda, dava söylemlerinde ya da kutsallık zırhlarında değil, özgür iradesinde saklıdır.
Ve bazen en güçlü sendikal hamle,
hiç konuşmadan yapılan bir istifadır.
Uğur BAŞAR
Hürriyetçi Eğitim Sen
İstanbul 3 Nolu Şube Başkanı