MESELE!

Mesele ne lüks araç ne plaza ne maaş ne de köklerden kopuş meselesidir. Mesele asalet, görgü, seviye ve feraset meselesidir. Sendikal eleştiri yapayım derken ortalığa saçılan soysuzluk, görgüsüzlük ve hazımsızlık meselesidir.

Belli dönemlerde ortaya çıkan bu soysuz, görgüsüz ve seviyesizlerin fitne, iftira ve çarpıtmalarına karşı, Memur-Sen’e bağlı sendikaların tamamı, bu 15 Mayıs’ı da üye artışlarıyla geride bırakıyor.

Memur-Sen, bir milyon yüz bin üyesi ile her daim hak edenlere en güzel cevabı verdi ve vermeye devam ediyor.

Üzülerek şahit oluyoruz ki sözde eleştiri yapmak adına bugün kendi konvoyunu taşlayanlar ne sendikacılığımızı ne mücadelemizi ne de otuz yılda neler yaptığımızı anlayabildiler.

Ülkemizde sağcısı solcusu, inançlısı inançsızı ile her mahallenin kendine özgü avantajları ve dezavantajları vardır. Her mahalle kendine özgü problemler yaşar.

Bizim mahallede sendikacılık, diğer mahallelere göre çok daha zordur. Devletten uzak tutulmuş, hakları gasp edilmiş, emeği, alın teri sömürülmüş, inancı yasaklanmış, hak aramayı unutmuş ve öğrenilmiş çaresizlik içindeki bir kitleyi ayağa kaldırma mücadelemizi, enflasyonla mücadele zannedenler kör değilse ahmaktır.

Bizi, mahalleden kopmakla suçlayanlar, mahalleye fitne salıp ateşe verme peşine düşmüşler. İstiyorlar ki hep arka sokaklarda beraber arabesk dinleyelim. Dünyayı okuyamayan, teşkilatının ufkunu göremeyen, ülkesinin ve insanının geldiği aşamayı kavrayamayan birkaç hazımsız, hala bu söylemin pirim yapacağını zannediyor.

Bizim sendikal mücadelemizin en büyük başarısı, bir zihniyet dönüşümünü sağlamak olmuştur. Aradan geçen elli yıla rağmen hala, kardeşine sıktığı kurşun ve banka soyup dağa çıkan eşkıya güzellemesi ile sendikacılık yapılan bir ülkede, “bütün farklılıklarımızla bu topraklarda kardeşçe ve özgürce yaşayacağız” diyen bir teşkilatı anlayamayanlara tavsiyemiz iyi bir göz doktoruna muayene olmalarıdır!

Açık toplum haline gelmiş, teknolojik imkânlarla dünyaya açılmış, yirmi yıl öncesine göre ekonomik olarak mesafe almış ve artık dijital çağın problemlerini yaşayan bir toplumda hala, haki parka giyerek, kenar mahalle ağzıyla miskinlik edebiyatı yaparak taban bulacağını zanneden zavallılar bize sadece nostalji yaşatabilir. Müzelik bunlar, türünün son örnekleri.

Derdim pembe bir tablo çizmek değildir. Gündemde tuttuğumuz ve çözümü için yoğun mesai harcadığımız işçi memur maaş kıyası, kamuda maaş dengesizliği, sendikal mevzuatın güncellenmesi, vergi adaletsizliği gibi kök problemler çözüme kavuştuğunda, otuz beş yıllık sendikal mücadelemiz özlük anlamında da yeni bir aşamaya geçecektir.

Verilen mücadeleyi, alınan mesafeyi, takip edilen gündemi görmeyip devleti eleştirir gibi sendika eleştirisi yapmak bize özgü bir çarpıklık olsa gerektir.

Var olanı hakça paylaşmak bizim, var olanı artırmak ise devlet millet el ele hepimizin görevidir. Enflasyon neden yüksek, paramız neden değersiz, domates, salatalık, çilek neden pahalı sorusunun cevabını sendika olarak değil, bütün toplum olarak ürettiğimize bakarak verebiliriz.

Bugünün sendika eleştirisi, kısıtlı kaynağın paylaşılması kavgasının yanında, kaynağın nasıl artırılacağını da içeren aklı başında çözümler öneren, örgütlü gücün avantajlarını üretimde kullanacak yollar gösteren eleştiriler olmalıdır. Eski dar kafaların, içeriden görünen hırs küplerinin hezeyanları kendilerini de tüketecek boş lakırdılardan ibarettir.

Mesele budur kıymetli dostlar, hayırlı bayramlar dilerim.

Talat YAVUZ

Talat YAVUZyavuztlt@hotmail.com