Eğitim-Bir-Sen ve Memur-Sen olarak bizler için sendikacılık, sadece rakamlardan, katsayılardan ya da özlük haklarından ibaret bir dar alan kavgası değildir. Bizim sendikal anlayışımız, Kurucu Genel Başkanımız merhum M. Akif İnan’ın o sarsılmaz düsturuyla şekillenmiştir:
“Hangi düşüncede olursa olsun, hangi fikir kampı içerisinde yer alırsa alsın, onun bir insan olarak kabul görmesi, inancından dolayı horlanmaması lazım. İsterse benim inancımın tam zıddı olsun. Ben ona da hakk-ı hayat tanınmasının kavgacısıyım.”
Bu cümleler, bizim sadece çalışma hayatındaki rehberimiz değil, aynı zamanda insanlığın ortak acılarına karşı takındığımız tavrın da manifestosudur.
Özgürlüğü Kategorize Etmeyen Bir Mücadele Hattı
Biz, vakti zamanında kadın kamu çalışanlarının pantolon giyme özgürlüğü için irade koyarken de, başörtüsü mücadelesinde en ön safta yer alırken de hiçbir zaman özgürlük taleplerini kategorize etmedik. Kimliğine bakmaksızın “mazlumun yanında, zalimin karşısında” durmayı bir varoluş gayesi bildik.
Oysa “solumuzdaki” sendikal yapılar için özgürlük, her zaman “seçici ve kategorik” bir kavram oldu. Onlar, özgürlük taleplerini önce bir “ideolojik turnusol testinden” geçirirler. Kendi mahallelerine hizmet etmeyen hiçbir hak talebi, onların radarına girmez. Biz başörtüsü yasağının karanlığını yırtmaya çalışırken “kamusal alan” safsatasına sığınanlar ile bugün Gazze’deki soykırıma “ideolojik uzaklık” nedeniyle sessiz kalanlar, aynı sığ zihniyetin temsilcileridir.
Sumud Filosu: Bir İnsanlık İttifakı
Bugün Gazze’de yaşanan küresel İsrail terörüne karşı yola çıkan Sumud Filosu, bizim evrensel sendikacılık anlayışımızın küresel ölçekteki en somut yansımasıdır. 16 metrekarelik hücrelere sıkıştırılan Müslüman aktivistler namaz kılarken, onların etrafında etten duvar ören gayrimüslim aktivistlerin o soylu eylemi, aslında bizim ideallerimizin bir tezahürüdür.
Biz bazıları gibi acıyı sadece “ideolojik akrabalık” varsa hissedenlerfen , zulmü sadece “failine” göre kınayanlardan olmadık.
10 Memur-Sen üyemizle o filoda yer alırken; Brezilyalı Thiago Avila’nın veya İspanyol Seyf Ebu Kişk’in sergilediği duyarlılığı, kendi inanç dünyamızın bir parçası kabul ettik.
Keşke bu kutlu eylemde, “özgürlükçü” maskesi takan yerli(!) sendikalar da yer alsaydı. Ancak gördük ki, dünyanın öbür ucundan gelen bir yabancının duyarlılığının zerresi, maalesef ideolojik gettolarına hapsolmuş bu yapılarda mevcut değil.
Hılfu’l-Fudul’dan Sumud’a: Çağdaş Bir İtiraz
İstanbul Havalimanı’nda arkadaşlarımızı karşılarken şahit olduğumuz o “Sumud” bilinci, bize sivil toplum geçmişimizin en kadim örneği olan Hılfu’l-Fudul’u hatırlattı.
Biz sendikacılığı malum yapılar gibi kendi ideolojik kamplarını konsolide etmek için araç olarak kullanmanın aksine, yerel ve küresel adaletin inşa edildiği bir çözüm köprüsü olarak görüyoruz.
Günlük sendikal mücadelemizde de, küresel adaletsizliklerde de bu bilinçle hareket etmeye devam edeceğiz. Sumud Filosu, sadece Gazze’deki ablukayı kırmak için değil, zihinlerdeki “kategorik özgürlük” ablukasını dağıtmak için de yola çıkmıştır. Memur-Sen, haksızlığa uğrayan kim olursa olsun hakkını arayan o “kadim ittifakın” bugünkü adıdır.