DİJİTAL DİYET « Kamudan Ajans

mecidiyeköy escortşirinevler escortkadıköy escort
tuzla escortpendik escortkartal escortkurtköy escortçankaya escortçankaya escortetlik escortkızılay escortetimesgut escortsincan escorteryaman escorteryaman escort
etiler escorttaksim escortbeşiktaş escortescort beylikdüzü
SON DAKİKA
izmir bayan escortizmir bayan escortizmir escort bayanescort izmirizmir escortdenizli escort bayanmersin escortizmit escortkayseri escortmalatya escort bayan

DİJİTAL DİYET

Bu haber 18 Kasım 2020 - 18:37 'de eklendi ve kez görüntülendi.
Bireylerin günde ortalama 3 – 6 saate yakın zamanlarını akıllı cep telefonlarında harcadıkları görülmektedir. Bu durum, ortalama bir yetişkin içindir. 10 yaş ve üzeri, özellikle ergenlik dönemindeki gençlerin çoğunluğu, zamanlarının büyük bir kısmını Twitter, Instagram ve Snapchat’te geçirmektedirler. Dijital bağımlılık her yaş grubunda gün geçtikçe artmakta ve bireylerin üretme, yaratıcı zekâsını kullanma ve sosyal yaşama ayıracağı zaman dilimini azaltmaktadır. Sosyal medya hesaplarında zaman harcayan bireyler kitap okumaya, spor yapmaya, sanatsal ve kültürel etkinliklere daha az zaman ayırdıkları için, kendilerini geliştirme olanaklarından mahrum kalmaktadırlar.
2011 yılında yayımlamış olduğu “The Digital Diet” isimli kitap ile “Dijital Diyet” kavramını gündeme getiren Daniel Sieberg, teknoloji bağımlılığından kurtularak teknoloji-yaşam dengesini kurmak üzere bir yol haritası sunmaktadır. Sieberg (2011) kitabında dijital diyet yapmayı yemek yeme zorunluluğu gibi görmekte ve dijital cihazları da kullanmanın gerekliliğini de kabul etmektedir. Ancak nasıl ki yediklerimizi ve yeme saatimizi seçme özgürlüğümüz varsa teknoloji için de benzer durumun geçerli olduğunu ileri sürerek dijital diyet yaparak teknoloji kullanımının ve dolayısıyla bağımlılığının azaltılabileceğini ileri sürmektedir.
Akıllı telefonlardan veya tabletlerden beş dakikalığına “sadece kontrol ettiğimizi!” düşündüğümüz sosyal medya hesaplarımıza aslında saatlerimizi harcıyoruz. Teknoloji bağımlılığı olarak adlandırılan bu durum için uzman kişiler, psikiyatristler ve önemli kuruluşlar önlemler almakta, dijital detoks günleri düzenlemektedirler. Böylelikle, ekrandan ekrana koşuşturulan bu rutinden sıyrılıp, sosyal medyayı ve başkalarının hayatlarından ziyade sadece bireyin kendisine odaklanması sağlanmaya çalışılmaktadır (Albayrak, 2020, s. 253)
Sieberg (2011) teknoloji bağımlılığı ile ilgili olarak bireylerin kendilerine şu soruları sorması gerektiğine dikkat çekmektedir:
a. Sevdiklerinizle yüz yüze iletişim durumunuz nedir?
b. Bir gün, bir hafta ya da bir ay içerisinde teknoloji ile geçirdiğiniz süreleri nasıl değerlendirirsiniz?
c. “Öz geçmişinizde kendinizi çok yönlü olarak nitelendirip esasında, sosyal medyada çok fazla zaman ayıran, etkili olmayan insan düşüncesi sizi olumsuz etkiliyor mu?
d. Dijital cihazlardan uzak kalmak sizi kaygılandırıyor ya da korkutuyor mu?
Dijital diyet yapma ve sosyal medyanın dışında bir hayata odaklaşmak mümkündür. Öncelikle geçmiş yılları hatırlamak da fayda vardır. Gençlik yıllarımda Trabzon’un uzak köylerinden olan Uzuntarla köyünde öğretmen olarak görev yapıyordum. Köyde bir tane telefon vardı. Erken saatlerde köyün kahvesine gidip, orada memlekete telefon edebilmek için 2-3 saati bulan bir bekleme maratonuna giriyordum. Telefonda aile bireyleri ile görüşürken, araya başka sesler karışıyordu. Operatör: Küre çık aradan..! Cide çık aradan…! Haftada bir ya da iki defa bu telefon görüşmeleri yapıyordum. Bu görüşmeler de çoğu zaman ses kesiliyor ya da aşırı parazit oluyordu. Ortalama konuşma süresi 5 ya da 6 dakika ile sınırlıydı. Daha sonra evlere bağlanan telefon, akabinde mobil telefonlar daha sonra da akıllı telefonlar hayatımıza girdi. Mobil telefonların nasıl kullanılacağı, uyulması gereken kuralların neler olduğunu bilmeyen toplum, ilk etapta çevreyi rahatsız etmeye daha sonra da ailesini, dostlarını ihmal etmeye, bağımlılığa doğru evrilen bir yapıya dönüşmeye başladı.
We Are Social ve Hootsuite tarafından yayımlanan Türkiye 2020 istatistiklerinde Ocak 2020 itibarıyla Türkiye’de ortalama 62,07 milyon internet kullanıcısı vardır. 2019 yılı ile kıyaslandığında 2,4 milyon kişilik bir artış olmuştur. 54 milyon sosyal medya kullanıcısı bulunmaktadır ve bir önceki yıla göre 2,2 milyon kişi artmıştır. Dünya genelinde ise 4,5 milyardan fazla kişi internet ve 3,8 milyardan fazla kişi de sosyal medya kullanıcısıdır (Hootsuite ve We Are Social, 2020).
TÜİK tarafından gerçekleştirilen Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması (TÜİK, 2020) verilerine göre, 2020 yılı itibarıyla Türkiye’de internet kullanım oranı 2020 yılında 16-74 yaş grubundaki bireylerde %79’dur. Bu oran, bir önceki yıl %75,3’tü. İnternet kullanım oranı cinsiyete göre incelendiğinde; bu oranın erkeklerde %84,7, kadınlarda %73,3 düzeyindedir. Hanelerin %90,7’sinin evden internete erişim imkânına sahip olduğu görülmektedir. Bu oran bir önceki yılda %88,3 düzeyinde idi. Covid-19 salgını nedeniyle şu an birçok ülkede teknoloji kullanımı artmıştır ve uzmanlar ekran bağımlılığı konusunda uyarmaktadır. Brabazon (2013, s. 69) uzaktan eğitim tarihinin kronolojik gelişim aşamalarını posta ile yapılan uzaktan eğitim, radyo ve televizyon ile yapılan uzaktan eğitim, açık üniversite ile yapılan uzaktan eğitim ve şu an uygulanan ve internet üzerinden gerçekleştirilen senkton-asenkron eğitim olarak sınıflandırmaktadır.
Dijitalleşme ile birlikte tüketim merkezli bir toplum ortaya çıkmaktadır. En iyi mekanlara giden, en iyi alışveriş merkezinde “best” anlar geçiren, en “yummy” yemekleri tüketip, en “trend” ayakkabıyı giyen bireyler olduğunu her defasında sosyal medya hesaplarından kanıtlama telaşına giren bireyler, diğerlerinden daha mutlu, daha sorunsuz hayatlara sahip olduğu algısına sebep olmakta ve bu algıyı da paylaşmaktadırlar. Bu da diğer kişilerin kendi hayatları ile karşılaştırma yapmaları, kendi yaşamından, kendi kimliğinden ve benliğinden uzaklaşarak “–mış gibi” hayatlar yaşamaya çalışmasına neden olmaktadır (Albayrak, 2020, s. 254).
Yıldız-Durak (2018) 12-18 yaş arası gençlerin nomophobia ve problemli internet kullanımı davranışı düzeylerini incelediği araştırma sonucunda ergenlik çağındaki gençlerin yaşlarının arttıkça bağımlılık düzeylerinin ve dolayısıyla nomophobia ve problemli internet kullanım düzeylerinin arttığı sonucuna ulaşmıştır.
Bağımlılık sadece cep telefonu ya da tabletlerle sınırlı değildir. İnternete bağlı bilgisayarlar, bilgisayarlardaki oyunlar, e-kitaplar bu bağımlılık bir tık daha yukarı taşımaktadır. Cep telefonu çekmediğinde, internet kesildiğinde, cep telefonunun şarjı bittiğinde kriz geçiren, sağa sola saldıran bir güruh ortaya çıkmaya başladı. Teknoloji bağımlılığının özellikle cep telefonuna olan bağımlılık durumu “no-mobile-phone phobia” kelimelerinin kısaltılarak oluşturulan ve 2008 yılında Birleşik Krallık Postanesi tarafından yapılan bir araştırmada ortaya konan “nomophobia” kavramı ile ifade edilmektedir. Araştırma sonuçlarına göre İngilizlerin %53’ünün cep telefonları kaybolduğunda, cep telefonlarının bataryası tükendiğinde ya da şebeke sorunu nedeniyle cep telefonlarının çalışmadığı durumlarda kaygı yaşadıkları tespit edilmiştir (www.yougov.co.uk). King, Valencia ve Nardi (2010) ise nomopobia kavramının cep telefonu ya da bilgisayardan uzak kalındığında ortaya çıkan rahatsızlık veya endişe durumu olarak nitelendirmekte ve kavramın kapsam alanını genişletmektedir.
Dijital bağımlılıktan kurtulmanın, doğal yaşamanın yollarını aramak ve bulmak zorunluluğu vardır. Nasıl sebze ve meyve alırken doğal olanları tercih ediyorsak, doğal yaşama tekrar dönüş yapmak zorundayız. Doğal yaşama dönüş yapmanın en kolay yollarından birisi günlük 45 dakikadan az olmayan yürüyüş ve bazı bedensel hareketler yapmaktır. Bu aşamada cep telefonu ya kapalı olmalı ya da evde bırakılmalıdır. Yürüyüşe cep telefonu ile çıkmışsanız, diyet yapmaya karar verip her gün üç hamburger yiyen obezite hastasından farkınız yok demektir.
Cep telefonunuz muhtemelen akıllıdır ve internete bağlıdır. Hatta sınırsız internetiniz de vardır. Bu durumda dijital diyete başlasanız da başarılı olma ihtimaliniz düşük olur. En kısa zamanda telefonunuzdaki interneti zaman zaman kapatın. Günlük program yapın. Hangi saatlerde ve ne kadar süre internete bağlı cep telefonu kullanacağınıza karar verin. Bu süre 15 dakikanın üzerine çıkması halinde, süreçte dijital diyet başarısızlığa uğrar. Cep telefonunuzda bulunan WhatsApp, Telegram gibi uygulamaları mümkün olduğu ölçüde azaltın. Bu uygulamalardaki grupları önce azaltın sonra da zaruri olanların dışındakileri sessize alın.
Günde ortalama 40 ya da 50 sayfa okuma hedefi belirleyin. Zamana dayalı hedef çok işlevsel değildir. Günde 50 sayfa kitap okuduğunuzda ayda 1500 sayfa eder. 1500 sayfa 300 sayfalık 5 kitap demektir. Yılda yaklaşık 60 kitap okuma fırsatını yakalarsınız. Bu da, dünya ölçeğinde üst düzeyde kitap okuduğunuz anlamına gelir. Her kitabı okumayın. İlginizi çeken, size katma değer katan kitapları seçin. Okuma gruplarınız, takip ettiğiniz yazarlarınız olsun. Beğenmediğiniz kitabı ısrarla okumaya çalışmak, Mina Urgan’ın dediği gibi: Kelek karpuzu yemeğe çalışmak gibidir. Beğenmediğiniz kitabı okumada ısrarcı olursanız, kısa zamanda okumaktan sıkılmaya ve uzaklaşmaya başlayabilirsiniz. Okuduğunuz kitaplar hakkında konuşacağınız, tartışacağınız, arkadaşlarınız, dostlarınız olmalı. Bu durum kitap okuma sürecinizi daha da etkili hale getirmenizde işe yarayabilir. Bu arada cep telefonunuzun şarj süresi de uzamaya başlar.
Günlük olarak takip ettiğiniz gazete ve köşe yazarları olmalıdır. Güncel olayları, yorumları, gelişmeleri takip etmeniz, sizi dünyadan kopmaktan kurtarır. Ayrıca farklı bakış açıları, yorumlar size geniş bir bakış açısı kazandırır. Fanatik tutumlarınızdan, yanlı değerlendirmelerinizden, öfke selinden kurtulmanızda işe yarar.
Haftada ya da ayda bir yapacağınız, katılacağınız hobileriniz, hobi gruplarınız olmalı. Bu durum, hem bilgi düzeyinizi artırır hem de pek çok beceri kazanmanızı sağlar. Grup dinamiği herhangi bir şeye başlayıp devam ettirmenizde, istikrarlı olmanızda size katkı sağlar.
Aile bireyleri ile televizyonun kapatıldığı, cep telefonlarının uçak moduna alındığı saatleriniz olmalıdır. Aile bireyleri o günü anlatmalı, yaşadıklarını paylaşmalı, bilgi alışverişi, duygu transferi yapılmalıdır. Yaşanılan sorunlara birlikte çözüm yolu bulabilmek için kolektif zekâ işe koşulmalıdır. Bu aşamada her akşam çocuklarda dahil masal anlatıcılığı uygulamasına geçilebilir. Her birey bir masal anlatma hatta drama tekniği ile canlandırmaya yönelebilir. Aile içinde skeçler, taklitler ve fıkra anlatma etkinlikleri de yapılabilir.
Oturma odasının bir kısmında zekâ oyunları, bulmaca, yapboz gibi beyni daha aktif hale getirecek materyaller bulunur. Her fırsatta bu alana gidip etkinlik yapan bir kişinin beyni daha aktif hale gelir. Aile bireyleri ile tatlı bir rekabete dayalı satranç turnuvaları yapılabilir. Bu arada anne-baba ve çocuk birlikte aile soy ağacını hazırlayabilir. Ailenin geçmişi, kültürü, etnik, dini kimliği çocuklarla paylaşılabilir. Bu etkinliklere isim de verilebilir. “Soy Ağacım” “Geçmişten Günümüze Ailemiz”, “Dün, Bugün, Yarın” gibi. Yöresel türküler, oyunlar, sanatsal ve kültürel etkinlikler anlatılabilir.
Aile bireyleri ile birlikte doğa yürüyüşleri, sportif, kültürel, sanatsal faaliyetler de yapılabilir. Özellikle doğa yürüyüşleri çocuklarda direnme, sebat etme ve savaşçılık gibi pek çok becerinin gelişmesinde etkili rol oynar. Aile bireyleri birlikte temizlik yapma, yemek yapma, tatlı yapma, bulaşık, çamaşır yıkama gibi faaliyetlere yönelmeleri halinde, aile bağları, takım bilinci daha da güçlenir. Bu durum çocukların el becerilerini geliştireceği gibi, sorumluluk alma davranışlarının da gelişmesini sağlar. Çocukların okudukları kitaplarla ilgili etkinlik saati yapılabilir. Haftanın bir günü, çocuklar okudukları kitabı aile bireylerine anlatır, kitap üzerine konuşulur ve tartışılır. Eş zamanlı kitap okunup kitap değerlendirme saatleri belirlenebilir. Televizyon izleme saatleri ayarlanabilir. Televizyonu açık bırakıp sürekli çalışması yerine, belirli kanallardaki belirli programların izlenmesi için tedbirler alınabilir. Televizyon izleme de telefon bağımlılığından farksızdır ve televizyon iyi bir öğretim aracı değildir.
Sieberg (2011) “The Digital Dieting” kitabında teknoloji bağımlılığınızı azaltacak 10 dijital diyet kuralı sunmaktadır:
Lokantaya gittiğinizde ya da evde otururken cep telefonunuzu hemen masaya koymayın.
Hayatınızı gerçek dünyada yaşayın.
Dijital bir cihaz alırken gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını sorgulayın.
Teknolojik ürünler alırken danışın.
Kendinize düzenli olarak dijital detoks yapın.
Uyuduğunuz ortamdaki tüm dijital cihazları kaldırın.
Aile üyeleri ya da arkadaşlarınızla beraberken sürekli cep telefonu ile ilgilenmeyin, yapmanız gereken işlemleri yalnız iken yapın.
Hayatınızdaki o güzel anları kayıt altına almaya çalışmaktansa o anları yaşayın.
İnternet kullanımına dayalı olan işlerinizi planlayarak yapın.
Eğer sosyal medya platformlarında ya da bilgisayar oyunları ile çok fazla zaman geçirdiğinizi düşünüyorsanız, mutlaka bu zamanı azaltın.
Sonuç olarak kilo almak nasıl sağlığımızı tehdit ediyor ise, sürekli dijital bağımlı olmak da hem göz, hem beyin sağlığınızı tehdit etmektedir. Dijital diyet yapmanın zamanı gelip geçmektedir. Yarın çok geç olabilir. Telefonları, bilgisayarları, tabletleri bir köşeye kaldırmanın, doğal sürece dönmek gerekir. Yapılması gereken bu araçlardan kopmak değil, gerektiği ve kontrollü bir şekilde yararlanmaktır. Pandemi döneminde dijital bağımlılık artmıştır. Bu durum, çocuklar üzerinde daha tehlikeli hale gelmektedir. Ekrana bağlanmak, dersleri ekrana bağımlı yapmak maalesef pandemi döneminin bir sonucudur. Bu aşamada yapılması gereken ders dışı etkinlikleri doğal süreçlerle desteklemek ve çeşitlilik yaratmaktır. Dünya dijital teknolojilerle zaman geçirilecek kadar hor kullanılacak bir yer değildir. Dünyanın güzelliklerinden, nimetlerinden yararlanmak gerekir.
Kaynakça
Albayrak, E. S. (2020). Sosyal Medya Platformlarında Dijital Detoks: Deneysel Bir Araştırma. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (44), 252-266.
Brabazon, T. (2016). Digital dieting: From information obesity to intellectual fitness. England: Routledge.
Hootsuite & We Are Social (2019). “Digital 2019 Global Digital Overview,” https://datareportal.com/…/digital-2020-global-digital… adresinden erişim sağlanmıştır.
King, A. L. S., Valencia, A. M., & Nardi, A. E. (2010). Nomophobia: Themobile phone in panic disorder with agoraphobia: Reducing pho-bias or worsening of dependence?. Cognitive and Behavioral neurology, 23(1), 52–54.
Sieberg, D. (2011). The Digital Diet: The 4-step plan to break your tech addiction and regain balance in your life. New York: Crown Publishing
Yıldız-Durak, H. (2019). Investigation of nomophobia and smartphone addiction predictors among adolescents in Turkey: Demographic variables and academic performance. The Social Science Journal, 56(4), 492-517.
Prof.Dr.Necati Cemaloğlu
Necati CEMALOĞLU
Prof. Dr.Necati CEMALOĞLUhaber@hotmail.com

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
çalışan, emekli, işveren, işçi, memur, maaş, sorgulama, taşeron, sgk, ssk, bağkur, emekli sandığı, borçlanma, asgari ücret, zam haberleri,Atama, EĞİTİM, Esastan İptal Kararı, flaş, flaşhaber, gundem, izin, kamu, MEB, mebhaber, memur, memur haber, memur haberleri, mevzuat, okul müdürleri, para, politika, sondakika, Şube Müdürlüğü, yaşam
escort bodrum