Bazen suçlu aramak beyhude bir çaba olur. Kabahatin bin parçaya bölündüğü lakin tek bir parçasını dahi sahiplenenin olmadığı vakitler vardır. İşte Kahramanmaraş’tan Şanlıurfa’ya, yüreğimizi dağlayan o elim hadiselerle sarsıldığımız bugünler, kabahatin ateşten bir kor olduğu hepimizi yaktığı zamanlar olduğu ortadadır. Şimdi durmak; bütün önyargı, politik mülahaza ve ideolojik bagajlardan arınarak olup bitenleri bir ayna berraklığında müşahade etmek zorundayız. Bir musibetin bin nasihatten evla olduğu bir sürece şahitlik ettik. Küresel ölçekte faaliyet yürüttüğü apaçık ortada olan, sanal oyunlar üzerinden çocuklarımızı birer dijital terör aparatına dönüştüren o karanlık tedhiş ikliminin tam ortasındayız. Şimdi şapkalarımızı önümüze koyup, hanemize düşen vebalden ders çıkarma vaktidir. Önce Biz Suçluyuz!… Anne ve babalar olarak önce biz suçluyuz. Çocuklarımıza bırakacağımız en değerli mirasın “güzel ahlak” olduğunu unutarak, akademik kariyerlerini düşündüğümüz kadar iyi bir insan olmaları noktasında dertlenmedik. Anneyi ve babayı topyekün çalışma hayatına zorlayan, aileyi bir sekinet ocağı olmaktan çıkarıp bireyselciliğin soğukluğuna terk eden sorunlu anlayışa artık dur demeliyiz. Öğretmenler olarak bizim de suçumuz yok mu? Atandığımız kurumlarda eğitiminden sorumlu olduğumuz çocukların aslında bize birer “emanet” olduğunu unutuverdik belki!. Onlara adabı muaşeret kurallarını öğretmenin matematik öğretmekten daha değerli olduğunu, sorun çözmenin soru çözmekten, iyi bir insan olmanın başarılı bir öğrenci olmaktan kıymetli olduğunu öğretemedik. Dayatılan akademik illüzyon ve veli baskısıyla adeta birer yarış atına dönüşen çocukların dünyasında; ne duyguya yer kaldı ne de küçüğe sevgiye, büyüğe saygıya… Maariften Ahilik Ruhuna Bir Köprü Eğitimi öğretimden, ahlak ve erdemi akademik gelecekten önce gören bir anlayışa acilen yol açmalıyız. Herkesi aynı sıralara mahkum eden zorunlu eğitim cenderesi yerine; “ağaç yaşken eğilir” anlayışıyla, ahilik kültürüyle bezenmiş mesleki eğitime kapı aralamalıyız. Milli Eğitim bürokrasisi, bu kabahat sarmalından payına düşeni alarak; disiplin yönetmeliğini öğrenciyi şımartan değil, terbiyeyi önceleyen bir ruhla yeniden inşa etmelidir. Bilgiyi aranan bir yitik; öğrenciyi ise o yitiğin peşindeki bir “talebe” kılan, öğretmeni yeniden merkeze alan bir modelin vakti gelmiştir. Tablet yerine kitapların, akıllı(!) denilen yapay aletler yerine eğitimin asli unsuru olan “rol model öğretmenin” konuşlandığı bir sisteme muhtacız. Devletin Bekası ve Ortak Sorumluluk Bir devletin payidar kalabilmesinin yolu, adalet ve güvenliğin eşgüdümlü egemenliğinden geçer. Çocuklarımızı sanal dünyaya hapseden, vergisiz ticaretin fink attığı o sorumsuz mecralara çeki düzen verecek bir nizam şarttır. Burada iktidarı ve muhalefeti ile siyasetin sorumluluğu inkar edilebilir mi? Toplumun emniyetinden sorumlu olanın yaşanan soruna dikkat çekmek için irade ortaya koyan öğretmenleri suçlamak kime ne faydası sağlar? Gelin, tüm parazit seslere kulaklarımızı tıkayarak, bu ortak vebalden bir ortak seferberlik çıkaralım. Güvenli aile, güvenli okul ve güvenli toplum için hep birlikte okullarımıza ve çocuklarımıza sahip çıkalım. Kötülükle sadece polisiye tedbirlerle değil, erdemle ve birbirimize kenetlenerek mücadele edelim. Biz silkinirsek, evlatlarımız ayağa kalkacaktır.