Tolstoy’a atfedilen, “Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar” ifadesi; son günlerde öğretmenlik mesleğinin saygınlığına halel getiren “fenomen öğretmen” figürlerini anlamak için kayda değer bir tespittir. Felsefi bir düzlemde fenomen; mutlak ve ebedî olan “idea”nın geçici, kusurlu ve hakikatten yoksun bir kopyasıdır. Bu bağlamda, sınıf ortamını bir içerik stüdyosuna, eğitimi ise bir seyre indirgeyen yaklaşımlar, eğitimin özündeki hakikati gölgelemektedir.
Sınıf mahremiyetini ihlal ederek dijital mecralarda popülarite arayan veya bu kutsal alanı kişisel bir “etkileşim” (influencer) sahası olarak kullanan anlayışın, öğrencinin şahsiyet inşasına sağladığı bir fayda yoktur. Nurettin Topçu’nun “Türkiye’nin Maarif Davası” eserinde vurguladığı gibi; “Muallim, ruhumuzun sanatkârıdır.” Bir sanatkârın eseri üzerindeki titizliği, öğrencisini bir “etkileşim nesnesi” değil, bir “şahsiyet adayı” olarak görmesini gerektirir. Bugün şahit olduğumuz süreç ise maalesef muallimi, eğitim ortamının bir nesnesi haline getirmekte; onu teknik bir veri aktarıcısı veya görsel bir figüran konumuna düşürmektedir.
Öğretmenlik; bir görsel şov, performans sanatı veya ticari bir içerik üretim işi değildir. Hakiki bir muallim, bilgiyi yalnızca zihne nakşetmekle kalmaz; o bilginin bir “istikamet” üzere nasıl yaşanacağını bizzat kendi örnekliği ile ortaya koyar. Fenomenlik gayesiyle yapılan paylaşımlar, ekran önündeki yapay kurgular ve suni estetik kaygılar; Topçu’nun tasvir ettiği “ideal muallim” karakterinin uzağında kalan zayıf birer surettir. Unutulmamalıdır ki; en mahir kopya dahi, en zayıf asıldan daha kıymetli değildir.
Öğretmenlik, kadim hafızamızda bilgiyi teknik bir veri olarak sunan bir teknisyenlik değil; talebesi için “üsvetün hasene” (en güzel örnek) teşkil eden bir rehberlik makamıdır. Öğrencilerini kişisel beğeni aracı olarak kullanmak, hakikat arayışının aracı olan bilginin kutsiyetine ve mesleki ahlaka aykırıdır.
Maarif ufkumuzu Nurettin Topçu’nun “Muallim, Mektep ve Talebe” üçlemesindeki o derin vakarla yeniden şekillendirmek zorundayız. Gerçek başarı, sosyal medya algoritmalarında üst sıralara çıkmak değil; bir talebenin ruhunda hayat boyu rehberlik edecek bir iz bırakabilmektir.
Mesleğin onurunu korumak adına; “popüler olanın” geçici parıltısından ziyade, “hakiki olanın” inşa edici gücüne dönmek stratejik bir zorunluluktur.
Zira Topçu’nun dediği gibi: “Muallimlik parayla değil, aşkla ve bitmeyen bir ibadet vecdiyle yapılır.”